Ülkemizde yargıya intikal eden davaların büyük bir bölümünü, işçi-işveren uyuşmazlıklarından kaynaklanan davalar oluşturmaktadır. İhtilafların çoğunlukla iş sözleşmesinin feshine ilişkin yaşandığı görülmektedir. İşçi, ekonomik ve hukuki olarak işverene bağımlıdır. Bu bağımlılık iş hukukunda işçiyi koruma anlamında bir temel oluşturmuştur. İşçinin korunmaya en fazla ihtiyaç duyduğu zaman, iş sözleşmesinin sona erdiği süreçtedir. İşçinin tek geçim kaynağı olan ücretini kaybetmesiyle birlikte zor duruma düşeceği ortadadır. Bu açıdan bakıldığında, iş sözleşmesinin işveren tarafından haklı nedenle feshi büyük önem taşımaktadır. İşverenin iş sözleşmesini haklı nedenle feshetmesi halinde, işçinin bazı durumlarda ihbar tazminatına hak kazanamadığı gibi, kıdem tazminatına hak kazanamadığı durumlar da olmaktadır. Bu sebeple işverene derhal fesih hakkı sağlayan haklı nedenlerin kapsamının belirlenmesi, hangi olay ve durumların haklı neden oluşturduğunun tespiti önem kazanmaktadır.
Taraflar açısından sözleşme ilişkisinin devamının istenmediği, güven ilişkisinin çöktüğü ve iş ilişkisini sürdürmenin çekilmez hale geldiği durumda, haklı nedenin varlığı halinde derhal fesih hakkı doğacaktır. İşveren açısından da haklı nedenle fesih, dayanağını ahlak ve iyi niyet kurallarından, bir başka deyişle ahlaki bir temele dayanan dürüstlük kuralından almaktadır. İş sözleşmesinin haklı nedenle feshi yetkisini veren kurallar, iş kanunları ve Türk Borçlar Kanunu'nda düzenlenmiştir.
İşverenin iş sözleşmesini derhal feshi, 4857 sayılı İş Kanunu md. 25'de "İşverenin haklı nedenle derhal fesih hakkı" başlığı altında dört grupta düzenlenmiştir. Bunlar "sağlık sebepleri", "ahlak ve iyi niyet kurallarına uymayan haller ve benzerleri", "zorlayıcı sebepler" ve "işçinin gözaltına alınması veya tutuklanması halinde devamsızlığın 17'nci maddedeki bildirim süresini aşması" halleridir. Kitapta; işverenin iş sözleşmesini haklı nedenle feshi ve feshin sonuçları, bu başlıklar kapsamında, detaylı olarak incelenmiştir.